Köşe Yazarları

YAPMASAYDIN…

Bazı kelimeler vardır, insan onları söylediğinde aslında karşısındakiyle değil, kendi geçmişiyle konuşur.“Yapmasaydın…”İki kelime… Fakat içine koca bir ömür sığar.Bir kapının kapanmasıdır bazen bu.Bir insanın gitmesidir.Bir sözün, yıllarca unutulmayan bir yara gibi insanın içinde kalmasıdır.Ya da in

Yusuf Kartal
Yusuf Kartal

Köşe Yazarı

21 Ağustos 2026
195 görüntülenme

Bazı kelimeler vardır, insan onları söylediğinde aslında karşısındakiyle değil, kendi geçmişiyle konuşur.
“Yapmasaydın…”
İki kelime… Fakat içine koca bir ömür sığar.
Bir kapının kapanmasıdır bazen bu.
Bir insanın gitmesidir.
Bir sözün, yıllarca unutulmayan bir yara gibi insanın içinde kalmasıdır.
Ya da insanın kendi kendine sorduğu o bitmeyen sorudur:
“Bunu neden yaptım?”
Hayatın garip bir tarafı var. İnsan gençken yaptığı her şeyin önünde uzun bir zaman olduğunu sanıyor. Yanlışların telafi edilebileceğine, gidenlerin geri dönebileceğine, kırılan kalplerin yeniden onarılabileceğine inanıyor.
Oysa yaş ilerledikçe insan başka bir gerçekle karşılaşıyor:
Bazı şeylerin zamanı geçiyor.
Bazı trenler bir daha gelmiyor.
Bazı insanlar bir daha aynı kapıdan girmiyor.
Bazı sözler söylendiği anda kaderin yönünü değiştiriyor.
İşte o zaman insanın diline iki kelime takılıyor:
“Yapmasaydın…”
Keşke o gün gitmeseydin.
Keşke o sözü söylemeseydin.
Keşke biraz daha sabretseydin.
Keşke gururunu bir kenara bırakıp dönseydin.
Keşke ben de susmasaydım.
Fakat hayat “keşke”lerle geriye doğru yürümüyor.
İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın dünün kapısını açamıyor.
Belki de insanın en büyük imtihanlarından biri budur: Geçmişi değiştiremeyeceğini kabul etmek.
Çünkü geçmiş, insanın sırtında taşıdığı bir bavul gibidir. İçine yıllar boyunca sevinçlerini, acılarını, kayıplarını, yanlışlarını, utançlarını, pişmanlıklarını doldurur.
Yaşlandıkça bavul ağırlaşır.
Sonra bir gün insan anlar ki bu bavulu taşımaya devam etmek zorunda değildir.
İçinden bazı şeyleri çıkarması gerekir.
Affetmesi gerekir.
Kendini de…
Çünkü biz çoğu zaman başkalarını affetmekte zorlandığımız kadar kendimizi affetmekte de zorlanırız.
“Ben bunu nasıl yaptım?”
“Nasıl göremedim?”
“Nasıl inandım?”
“Nasıl sustum?”
“Nasıl gittim?”
Sorular birbirini kovalar.
Fakat geçmişteki insan, bugünkü insan değildir.
O günkü aklımızla karar verdik.
O günkü korkularımızla yaşadık.
O günkü bilgilerimizle doğruyu bulmaya çalıştık.
Bugün bildiklerimizi dün bilseydik, belki farklı davranırdık.
Ama insanın trajedisi de burada başlıyor.
İnsan çoğu şeyi, ihtiyaç duyduğu zamandan sonra öğreniyor.
Sevmeyi bazen kaybettikten sonra öğreniyor.
Susmanın değerini, fazla konuştuktan sonra…
Bir insanın kıymetini, yokluğunda…
Zamanın değerini, yıllar geçtikten sonra…
Ve hayatın ne kadar kısa olduğunu, ömrün sonlarına doğru daha derinden hissediyor.
Belki de bu yüzden “yapmasaydın” sadece bir sitem değildir.
Bir hayat muhasebesidir.
Bir insanın aynaya bakıp kendisine sorduğu sorudur.
Fakat ben artık geçmişe baktığımda yalnızca yanlışlarımı görmek istemiyorum.
Çünkü insan sadece yaptığı hatalardan ibaret değildir.
Bir zamanlar sevmişizdir.
Bir zamanlar inanmışızdır.
Bir zamanlar birinin elinden tutmuşuzdur.
Bir çocuğun başını okşamışızdır.
Bir dostun derdini dinlemişizdir.
Bir yabancının yüzünü güldürmüşüzdür.
Belki kimsenin bilmediği bir iyilik yapmışızdır.
Bunlar da bizim hikâyemizdir.
Hayat, yalnızca “yapmasaydın”lardan oluşmaz.
Bir de “iyi ki yapmışım”larımız vardır.
İyi ki sevmişim.
İyi ki affetmişim.
İyi ki bir gün o yola çıkmışım.
İyi ki bir fotoğraf çekmişim.
İyi ki bir kelimenin peşine düşüp yazmışım.
İyi ki bazı insanlara kalbimi açmışım.
İyi ki bütün kırgınlıklara rağmen hayata küsmemişim.
Belki de insanın gerçek olgunluğu burada başlıyor.
Geçmişe bakıp “Yapmasaydın…” diyebilmek ama orada kalmamak.
Çünkü geçmiş bize ait olsa da geleceğimiz değildir.
Ve insanın önünde hâlâ yürünecek bir yol varsa, başını sürekli arkasına çevirmemelidir.
Bazı insanlar hayatımıza bir ömür kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için girer.
Bazı ayrılıklar bizi eksiltmez; bizi kendimize yaklaştırır.
Bazı yaralar kapanmaz ama insan o yarayla yaşamayı öğrenir.
Ve bazı “yapmasaydın”lar, yıllar sonra başka bir anlam kazanır.
Belki de o gün yapmasaydın, bugün sen olmayacaktın.
Belki o kayıp seni değiştirdi.
Belki o yalnızlık seni yazmaya itti.
Belki o kırgınlık sana insanı öğretti.
Belki o gidiş, seni kendi içine doğru başlayan uzun bir yolculuğa çıkardı.
Bu yüzden artık geçmişe yalnızca sitemle bakmıyorum.
Onu anlamaya çalışıyorum.
Çünkü insan belli bir yaştan sonra geçmişiyle kavga etmeyi değil, onunla barışmayı öğreniyor.
Ve bazen gece, herkes sustuğunda, insan kendi içinde o eski cümleyi yeniden duyuyor:
“Yapmasaydın…”
Sonra biraz düşünüyor.
Derin bir nefes alıyor.
Ve kendi kendine şöyle cevap veriyor:
“Yaptım… Çünkü o günkü ben, bugün bildiklerimi bilmiyordu.”
Belki affetmenin en güzel tarafı da budur.
Geçmişi değiştirmek değil…
Geçmişte yaşayan kendimizi bağışlamak.
Çünkü hayat, geri dönüp düzeltmek için değil;
anlayıp, kabullenip, kalan yolu daha güzel yürümek için verilmiş bir fırsattır.