4 Kasım 2026 Çarşamba
Köşe Yazarları

Gözlerim Kapalı, Kayseri'yi Dinliyorum

Bazı şehirler vardır, onları anlamak için bakmanız gerekmez.Gözlerinizi kapatmanız yeterlidir.Kayseri de böyle bir şehir…

Yusuf Kartal
Yusuf Kartal

Köşe Yazarı

10 Eylül 2026
72 görüntülenme

Bazı şehirler vardır, onları anlamak için bakmanız gerekmez.
Gözlerinizi kapatmanız yeterlidir.

Kayseri de böyle bir şehir…

Gözlerimi kapatıyorum.

Önce uzaktan bir ezan sesi geliyor. Ardından çarşıların hareketliliği… Bir esnaf kepengini kaldırıyor, bir dükkândan “hoş geldin” sesi yükseliyor. Bir fırının önünden geçerken sıcak ekmeğin kokusu sarıyor sokağı.

Sonra Erciyes konuşuyor.

Sessizce…

Ama öyle bir sessizlik ki, şehrin bütün gürültüsünün arasından kendisini duyuruyor.

Kayseri’yi dinlemek biraz da geçmişi dinlemektir.

Taş duvarların, eski hanların, kapıların ve avluların anlattığı hikâyeleri duymaktır. Ahiliğin sesini, emeğin değerini, alın terinin kıymetini hissetmektir.

Bu şehirde “iş” yalnızca para kazanmak değildir.

İş; üretmektir.

Sabah erkenden dükkânını açan esnafın, fabrikasının başına geçen işçinin, atölyesinde gün boyu emek veren ustanın, tarlasında çalışan çiftçinin ortak cümlesidir üretmek.

Belki de Kayseri’nin en belirgin sesi budur:

Çalışmak.

Ama Kayseri yalnızca çalışırken konuşmaz.

Bir pastırmanın kesilişinde, mantının kaşığa sığdırılışında, yağlamanın sofraya gelişinde de anlatır kendisini.

Bir sofraya oturduğunuzda yalnızca yemek yemezsiniz.

Bir şehrin kültürüne oturursunuz.

Bir annenin tarifine, bir ustanın yıllar içinde geliştirdiği el becerisine, bir ailenin kuşaktan kuşağa taşıdığı geleneğe ortak olursunuz.

Gözlerimi biraz daha kapatıyorum.

Bu kez çocukların sesini duyuyorum.

Bir okul çıkışında yükselen kahkahalar…

Bilim merkezlerinde deney yapan gençlerin heyecanı…

Bir spor karşılaşmasında tribünlerden yükselen tezahürat…

Kayseri’nin geleceği de aslında bu seslerin arasında saklı.

Çünkü şehirler yalnızca binalarla büyümez.

İnsanlarıyla büyür.

Gençleriyle, çocuklarıyla, hayalleriyle büyür.

Ve bir şehri gerçekten güçlü yapan şey, geçmişine sahip çıkarken geleceğe cesaretle yürüyebilmesidir.

Kayseri bugün değişiyor.

Yeni yollar, yeni projeler, yeni yapılar…

Ama bütün bu değişimin içinde kaybolmaması gereken bir şey var:

Şehrin ruhu.

Çünkü modernleşmek başka, kendinden uzaklaşmak başkadır.

Kayseri’nin geleceğe yürümesini isterken, geçmişten gelen o güçlü sesi de korumak zorundayız.

Ahiliğin dürüstlüğünü…

Esnafın selamını…

Komşuluğun sıcaklığını…

Sofranın bereketini…

Ve Erciyes’in vakur duruşunu…

Belki de bu yüzden bazen şehre bakmak yerine gözlerimizi kapatmalıyız.

Çünkü Kayseri yalnızca görülen bir şehir değil.

Dinlenen bir şehir.

Bir sabah çarşıda…

Bir akşam Talas’ın sokaklarında…

Bir kış günü Erciyes’in eteklerinde…

Bir yaz akşamı şehir meydanında…

Her yerde başka bir Kayseri konuşuyor.

Ben bugün gözlerimi kapattım.

Kayseri’yi dinledim.

Ve şunu duydum:

“Ben hâlâ buradayım. Geçmişimle, insanımla, emeğimle ve geleceğe dair umudumla…”

Belki de bir şehri sevmenin en güzel yolu budur.

Bazen ona bakmak değil…

Gözlerini kapatıp sesini dinlemek.