2 Kasım 2026 Pazartesi
Köşe Yazarları

12 Eylül: Bir Milletin Erdemli Kederi

Bazı tarihler vardır, takvim yaprağından ibaret değildir.Üzerinden yıllar geçse de insanın hafızasında yaşamaya devam eder. Her hatırlandığında başka bir yaranın üzerindeki kabuk kalkar. 12 Eylül 1980 de Türkiye'nin hafızasında böyle bir tarihtir.

Yusuf Kartal
Yusuf Kartal

Köşe Yazarı

12 Eylül 2026
27 görüntülenme

Bazı tarihler vardır, takvim yaprağından ibaret değildir.

Üzerinden yıllar geçse de insanın hafızasında yaşamaya devam eder. Her hatırlandığında başka bir yaranın üzerindeki kabuk kalkar. 12 Eylül 1980 de Türkiye'nin hafızasında böyle bir tarihtir.

O gün yalnızca bir yönetim değişmedi.

Siyaset sustu, Meclis kapandı, siyasi faaliyetler yasaklandı. Milletin seçtiği iradenin yerine askeri yönetim geçti. TBMM'nin kendi tarihçesinde de 12 Eylül müdahalesiyle siyasi faaliyetlerin bütünüyle yasaklandığı, Meclis ve hükümetin feshedildiği belirtiliyor.

Fakat darbelerin en ağır tarafı, yalnızca tankların caddelerde görünmesi değildir.

Asıl ağır olan, insanın kendi ülkesinde söz söyleme hakkının elinden alınmasıdır.

Bir gencin düşüncesinden korkulmasıdır.

Bir annenin evladının akıbetini bilememesidir.

Bir babanın cezaevi kapısında yıllarca beklemesidir.

Bir öğretmenin kürsüsünden, bir gazetecinin kaleminden, bir öğrencinin üniversitesinden koparılmasıdır.

İşte bu yüzden 12 Eylül'ü yalnızca bir askeri müdahale olarak hatırlamak eksiktir.

Çünkü darbenin gölgesi uzun yıllar sürdü. TBMM kaynaklarında yer alan verilere göre yüz binlerce insan gözaltına alındı, yüz binlerce kişi yargılandı; idam kararları verildi, insanlar vatandaşlıktan çıkarıldı, işlerinden edildi ve ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Kederin de bir ahlakı vardır

Bugün 12 Eylül'ü hatırlarken yalnızca öfkelenmek yetmez.

Hatırlamak gerekir.

Ama kin tutmadan.

Çünkü geçmişin acısını geleceğin düşmanlığına dönüştürmek kolaydır. Asıl zor olan, yaşananlardan demokrasi dersi çıkarabilmektir.

Belki de “erdemli keder” tam olarak budur.

Yaşanan acıyı unutmamak ama o acının bizi başka acıların savunucusu hâline getirmesine izin vermemek...

12 Eylül'de sağcı da acı çekti, solcu da.

Farklı düşüncelere sahip binlerce insan aynı baskının içinde kaldı.

Bu nedenle 12 Eylül'ün bize bıraktığı en büyük derslerden biri şudur:

Demokrasi yalnızca bizim gibi düşünenlerin özgürlüğü değildir.

Demokrasi, bize tamamen zıt düşünen insanın da konuşabilme hakkıdır.

Beğenmediğimiz fikrin de kendisini ifade edebilmesidir.

Sandığın sonucunu sevmediğimizde bile sandığa saygı gösterebilmektir.

Çünkü demokrasi, yalnızca kazandığımız zaman sevdiğimiz bir sistemse demokrasi değildir.

Tankların gölgesinde büyüyen bir nesil

12 Eylül'ün üzerinden onlarca yıl geçti.

Ama bazı insanlar o günü hâlâ dün gibi hatırlıyor.

Bir kapının gece yarısı çalınışını...

Bir yakınının götürülüşünü...

Bir mektubun gelmeyişini...

Bir telefonun sessizliğini...

Ve belki de en acısı, konuşmanın tehlikeli olduğu günleri...

Tarih kitapları bunları rakamlarla anlatabilir.

Ama rakamların anlatamadığı bir şey vardır:

İnsanın içine yerleşen korku.

Korku, bazen bir nesilden diğerine miras kalır.

Bu yüzden 12 Eylül'ü konuşmak yalnızca geçmişi konuşmak değildir.

Bugünün demokrasisini korumaktır.

Bir daha asla...

Bugün yapılması gereken, darbeleri bir siyasi hesaplaşmanın malzemesi hâline getirmek değil; hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın millet iradesine karşı müdahaleyi reddetmektir.

Çünkü tankın rengi değişebilir.

Üniforma değişebilir.

Darbe yöntemleri değişebilir.

Ama sonuç değişmez:

Millet susar, vesayet konuşur.

Oysa Türkiye'nin ihtiyacı susan bir millet değil, konuşan bir millettir.

Korkmadan oy kullanan...

Korkmadan eleştiren...

Korkmadan gazetecilik yapan...

Korkmadan fikir söyleyen...

Hukukun üstünlüğüne güvenen bir millet.

12 Eylül'ün bize bıraktığı kederi taşımak zorundayız.

Ama o kederi bir intikam duygusuna değil, daha güçlü bir demokrasi iradesine dönüştürmek zorundayız.

Çünkü geçmişi unutmak nasıl tehlikeliyse, geçmişin acısında yaşamak da insanı geleceğinden koparır.

Belki de bugün 12 Eylül'e söylenecek en anlamlı söz şudur:

Bir daha hiçbir tank, hiçbir silah, hiçbir vesayet bu milletin iradesinin üzerine çıkmasın.

Ve yıllar sonra geriye baktığımızda, çocuklarımıza 12 Eylül'ü anlatırken yalnızca “O gün çok acı çekildi” demeyelim.

Şunu da söyleyelim:

“O acılardan ders çıkardık. Bir daha demokrasiye kimsenin el uzatmasına izin vermedik.”

İşte o zaman kederimiz gerçekten erdemli olur.