
Müslüm hâlâ soruyor.. Nerede o sahte dostlar?
Yaş ilerledikçe insan kalabalık toplamaktan vazgeçiyor.
Yaş ilerledikçe insan kalabalık toplamaktan vazgeçiyor.
Belki eskiden böyle değildik. Etrafımızda çok insan olsun isterdik. Dostlarımız, arkadaşlarımız, arayanımız soranımız çok olsun…
Bir sofraya oturduğumuzda sandalye yetmesin mesela.
İnsan bunu güzel bir şey sanıyor. Hatta bazen o kalabalığın içerisinde kendisini güçlü bile hissediyor.
Ama hayat öyle bir şey ki zaman geçtikçe insanları çoğaltmıyor, yavaş yavaş ayırıyor.
Kim gerçekten yanımızda, kim sadece yanımızdaymış gibi…
Kim bizi sevmiş, kim işine geldiği kadar sevmiş…
Kim dost olmuş, kim dostluğu güzel konuşmuş…
Bugün geldiğim yerde ben biraz buna bakıyorum.
Kimseyle bir hesabım yok. Kimseye “Sen şunu yaptın, sen bunu yapmadın” diyecek de değilim.
Zaten insan belli bir yaştan sonra bunları söylemekten de yoruluyor.
Anlatmanın neyi değiştireceğini düşünüyorsunuz ve çoğu zaman hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorsunuz.
Bazen bilmek yetiyor.
Geçenlerde yine Müslüm Gürses’in Küskünüm albümünü dinliyorum.
Zaten bu albüm benim için başka bir yerde.
Burhan Bayar'ın Müslüm'ün hayatına nasıl dokunduğunu bu albümü dinledikçe daha iyi anlıyorum.
O ses zaten var, o acı zaten var ama doğru eserle buluşunca yıllar geçse de eskimiyor işte. Bugün dinliyorsunuz, sanki bugün söylenmiş gibi geliyor.
Bir yerde “sahte dostlarım” diyor ya…
Takıldım oraya.
Nerede gerçekten o dostum diyenler?
Sonra kendi kendime düşündüm; iyi de biz niye arıyoruz?
Çok şükür bir yere düşmedik. Allah da düşürmesin. Kimsenin kapısında kalmadık, kimseye el açmadık.
Hayat devam ediyor, biz de yolumuza devam ediyoruz.
O yüzden bizim meselemiz “Düştük, kimse kaldırmadı” meselesi değil.
Ama insan illa düşerek mi tanır dostunu?
Bence hayır.
Bazen birazcık ihtiyaç duyarsınız.
Öyle büyük şeyler de değil.
Bir ses…
Bir telefon…
Bir “Ben buradayım” demek…
Bazen hiçbir şey yapmasına gerek yoktur insanın. Varlığını bilmek yeter.
Ama işte tam orada bir bakarsınız ki yıllarca en çok konuşanlar yok.
Yağmadan gürlemek dedikleri biraz da bu galiba.
Bizim hayatımızda da gürleyen çok oldu.
“Sen yeter ki söyle” diyenler oldu. “Biz seninle sonuna kadar beraberiz” diyenler oldu. Kardeşlikten, dostluktan, vefadan bahsedenler oldu.
Allah var, güzel de konuştular.
Ama hayat konuşmakla yürümüyor.
Bir gün geliyor, insan sözlere değil yapılanlara bakıyor. Hatta yapılmayanlara daha çok bakıyor.
Ve anlıyor.
Benim artık kimseye kızdığım da yok.
Belki eskiden kızardım. Neden aramadı, neden sormadı, neden böyle yaptı diye düşünürdüm.
İnsan ister istemez kendisinde de arıyor kabahati. “Acaba biz ne yaptık?” diyorsunuz.
Bugün o kadar kurcalamıyorum.
Çünkü şunu öğrendim..
Bazı insanların hayatımızdan çıkması da Allah’ın bir lütfu..
Biz kayıp zannederiz, Rabbim yükümüzü hafifletiyordur.
Bu düşünce bana iyi geliyor.
Çünkü her gideni kayıp saymak zorunda değiliz ki.
Belki gitmesi gerekiyordu.
Belki bizim göremediğimizi Rabbim görüyordu.
Belki yıllarca dost diye yanımızda tuttuğumuz insanın yeri aslında çoktan boşalmıştı da biz alışkanlıktan o sandalyeyi hâlâ dolu sanıyorduk.
Hayat biraz böyle.
Aynı sofraya oturmak dost olmaya yetmiyor.
Aynı fotoğrafın içinde olmak da yetmiyor.
Her gün konuşmak hiç yetmiyor.
Bazen yıllarca konuştuğunuz insan bir gün yabancı oluyor, yıllardır görmediğiniz biri başınıza bir şey geldiğinde herkesten önce çıkıp geliyor.
O zaman neyin ne olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Ben bugün dostluğu sayıyla ölçmüyorum artık.
Az olsun.
Ama benim olsun.
Sevincime gerçekten sevinebilsin. İşim iyi gittiğinde yüzü düşmesin. Bir gün işler ters giderse de ortadan kaybolmasın. Ben yanında değilken benim hakkımı korusun. Yanlış yapıyorsam da yüzüme söylesin.
Gerisi çok önemli değil.
Çünkü ömür dediğimiz şey de sandığımız kadar uzun değil..
İnsan bunu yaş aldıkça daha iyi anlıyor. Bundan sonra kalan zamanı kim neden aramadı, kim niye değişti, kim arkamızdan ne söyledi diye düşünerek geçirecek halimiz yok.
Giden varsa yolu açık olsun.
Kalan varsa kıymetini bilelim.
Bizim kimseyle kavgamız yok.
Kimseye küskün de değiliz.
Belki biraz öğrendik, hepsi bu.
Müslüm hâlâ soruyor..
Nerede o sahte dostlar?
Ben artık cevabını aramıyorum.
Nerede olurlarsa olsunlar.
Çünkü bugün geldiğim yerde şunu biliyorum; insanın hayatında kimin olmadığı değil, kimin gerçekten olduğu önemli.
Çok şükür biz yolumuzdayız.
Düşmedik.
Ama düşmeden de gördük.





