Uzaylılar Kayseri'de...
Gökyüzünden Anadolu’ya Bir Edebiyat Yolculuğu Bazı kitaplar vardır; kapağını açmadan önce insana bir soru sordurur. Uzaylılar Kayseri’de de böyle bir kitap.

İlk bakışta insanı bambaşka bir dünyanın kapısına götürüyor: Uzay, yıldızlar, bilinmeyen varlıklar ve Kayseri…
Fakat biraz düşününce, bu iki kelimenin yan yana gelişinde şaşırtıcı bir anlam saklı olduğunu fark ediyoruz. Çünkü edebiyatın en güzel tarafı da burada başlıyor. Yazar, gökyüzünün sonsuzluğuyla Anadolu’nun kadim topraklarını aynı hikâyenin içinde buluşturuyor. Bir tarafta insanın ulaşmaya çalıştığı uzay, diğer tarafta binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan Kayseri…
Belki de asıl mesele uzaylıların Kayseri’ye gelmesi değil; insanın kendi dünyasına, kendi şehrine, kendi geçmişine yeniden bakabilmesidir.
Abdullah Ayata’nın kitabına baktığımda, yalnızca bir bilimkurgu hikâyesi görmüyorum. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan, Anadolu insanının dünyasını ve duygularını farklı bir pencereden göstermeye çalışan cesur bir edebî arayış görüyorum.
Çünkü bilimkurgu yalnızca uzay gemilerinden, gezegenlerden ve bilinmeyen varlıklardan ibaret değildir. Bilimkurgu bazen insana kendisini uzaktan gösterebilmektir. Dünyaya başka bir gezegenin gözünden bakmak, alıştığımız hayatın ne kadar tuhaf olduğunu fark ettirebilir.
Kayseri ise bu hikâyenin içinde sıradan bir şehir olmaktan çıkar.
Erciyes’in gölgesinde büyüyen, taşında tarih, insanında hikâye taşıyan bir şehir; bir anda evrenin bilinmeyenleriyle karşı karşıya gelir. Böylece yerel olanla evrensel olan aynı masada buluşur.
Belki de edebiyatın görevi tam olarak budur.
Kendi sokağından çıkmadan evrene ulaşabilmek…
Bir şehrin dar görünen sokaklarından sonsuzluğa bakabilmek…
Bir insanın hayatından yola çıkıp bütün insanlığın hikâyesine ulaşabilmek…
Abdullah Ayata’nın anlatısına dair arka kapakta kullanılan ifadeler de bu noktaya işaret ediyor. Şiirsel üslup, güçlü betimlemeler, acıları ve sevinçleri aşk ile harmanlayan bir anlatım… Bunlar bize kitabın yalnızca olayların peşinden koşan bir kurgu olmadığını, insan duygularını da merkeze alan bir dünya kurmaya çalıştığını gösteriyor.
Ben kitaplarda en çok bunu arıyorum.
Olay bittiğinde geriye ne kalıyor?
Bir uzay gemisi mi?
Bir macera mı?
Bir gizem mi?
Yoksa insanın içinde uzun süre dolaşmaya devam eden bir duygu mu?
İyi edebiyatın ölçüsü biraz da budur.
Kitabı kapattığınızda hikâye bitmiştir ama düşünce bitmemişse, yazar görevini yerine getirmiş demektir.
Uzaylılar Kayseri’de bana biraz da bunu düşündürüyor: İnsan, evrende kendisini ne kadar önemli sanıyor? Başka dünyalarda hayat varsa, bizim dünyamız onlara nasıl görünecek? Ve daha önemlisi, biz kendi dünyamıza gerçekten ne kadar dikkatli bakıyoruz?
Belki gökyüzüne bakarken aradığımız uzaylılar, aslında bize kendimizi gösterecek bir aynadır.
Kayseri’nin taş sokaklarından Erciyes’in karlı zirvesine, oradan yıldızların sonsuzluğuna uzanan bu hayal; yerelden evrensele açılan bir kapı gibi duruyor.
Bir yazarın cesareti de burada ortaya çıkıyor.
Alışılmışın dışına çıkmak…
Bilinenle bilinmeyeni aynı hikâyede buluşturmak…
Anadolu’nun sesini evrenin sessizliğiyle yan yana getirmek…
Bunun kolay olmadığını düşünüyorum.
Çünkü yazmak yalnızca kelimeleri yan yana koymak değildir. Bazen insanın kendi hayalinin peşinden gitmesi, başkalarının “olmaz” dediği yerde “neden olmasın?” diyebilmesidir.
Uzaylılar Kayseri’de, ismiyle bile “neden olmasın?” dedirten bir kitap.
Ve belki de iyi bir kitabın ilk başarısı budur:
Okuru daha ilk anda merak ettirmek.
Ben bu kitabı düşünürken bir kez daha şunu anlıyorum:
Edebiyatın gökyüzü yoktur.
Sınırı yoktur.
Şehri de yoktur, gezegeni de…
Bir yazar isterse Kayseri’den yola çıkar, yıldızlara ulaşır.
İsterse yıldızlardan döner, yeniden Kayseri’nin taşlarına basar.
Çünkü insan nereye giderse gitsin, sonunda kendi hikâyesini arar.
Belki de Uzaylılar Kayseri’de tam olarak bunu söylüyor bize:
Evren ne kadar büyük olursa olsun, insanın hikâyesi hâlâ en büyük bilinmeyendir.
Abdullah Ayata’yı, hayal gücünü Anadolu’nun toprağıyla buluşturan bu cesur çalışmasından dolayı kutluyorum. Uzaylılar Kayseri’de yalnızca adıyla değil, açtığı hayal kapısıyla da üzerinde konuşulmayı ve okunmayı hak eden bir eser.
Çünkü bazen bir kitap bize başka gezegenleri anlatmaz.
Bize, yaşadığımız gezegene yeniden bakmayı öğretir.
İlgili Haberler

Talas’ta Türk Dünyası Şair ve Yazarlar Buluşması Başlıyor
Talas’ta 13 ülkeden 33 şair ve yazarın katılacağı buluşma, konser, sergi ve şiir gecesiyle 15-16 Ekim’de kültür şöleni yaşatacak.

Alpay’ın cenaze programı belli oldu
Türk pop müziğinin usta isimlerinden Alpay Nazikioğlu, 91 yaşında hayatını kaybetti. Antalya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren sanatçının cenaze programı açıklandı. Alpay, 16 Ekim Cuma günü Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.

Mübadeleyle Zincidere’den Koparılan Bir Hayat: Kostas’ın Anıları
Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele anlaşması nedeniyle henüz 11 yaşındayken Kayseri’nin Zincidere kasabasından ayrılmak zorunda kalan Kostas E. Tsolakis’in anıları, bölgenin tarihî dokusunu, kültürel zenginliğini ve Türklerle Rumların birlikte yaşadığı dönemi gözler önüne serdi. Sahaf Ali Peker’in anlatımıyla aktarılan anılarda Zincidere’nin doğal güzellikleri, eğitim kurumları, manastırları ve toplumsal yaşamı öne çıktı.

Palas Gölü doğal güzelliğiyle büyülüyor
Kayseri’de bulunan Palas Gölü, turkuaz suları, flamingoları ve kıyısındaki ilginç doğal oluşumlarla dikkat çekiyor.
