kultur sanat
durusthaber.com

İnsanın İçinde Bir Şehir Vardır

Bazı şiirler okunmaz, insanın içine bırakılır. Bir süre orada sessizce bekler. Sonra hiç ummadığınız bir anda, eski bir sokağın köşesinde, yağmurdan sonra toprak kokusunda ya da gecenin en sessiz yerinde yeniden karşınıza çıkar. Haydar Ergülen’in İdiller Gazeli de bende böyle bir duygu bıraktı.

05 Eylül 2026 11:31100 görüntülenme
Paylaş:
İnsanın İçinde Bir Şehir Vardır

Bazı şiirler okunmaz, insanın içine bırakılır. Bir süre orada sessizce bekler. Sonra hiç ummadığınız bir anda, eski bir sokağın köşesinde, yağmurdan sonra toprak kokusunda ya da gecenin en sessiz yerinde yeniden karşınıza çıkar. Haydar Ergülen’in İdiller Gazeli de bende böyle bir duygu bıraktı.
Şiirde şehir var ama aslında şehirden daha fazlası var. Bir insanın gözlerinde sakladığı çocukluk var. Yağmurdan yeni ayrılmış gibi duran bir bakış, geçmişten çıkıp bugüne gelmeye çalışan bir ruh var. Belki de hepimiz biraz böyle değil miyiz? İçimizde hâlâ çocuk kalan bir tarafımız var; büyüdüğümüzü herkese gösterirken, bir yanımız eski bir sokağın başında bekliyor.
“Sen bir şehir olmalısın” duygusu özellikle dokunuyor bana. Çünkü insan gerçekten de biraz şehirdir. İçinde girilmemiş sokaklar, unutulmuş evler, kimsenin bilmediği meydanlar vardır. Bazı kapıları yıllardır kapalıdır. Bazı pencerelerinden hâlâ çocukluğumuz bakar. Bazı sokaklarında ise artık kimsenin hatırlamadığı insanlar dolaşır.
Ben insanlara bakarken artık yalnızca yüzlerini görmüyorum. Gözlerinin gerisinde nasıl bir şehir taşıdıklarını merak ediyorum. Kim bilir hangi acıdan geçmişler, hangi sevdayı içlerinde büyütmüşler, hangi ayrılığı kimseye anlatmadan taşımışlardır?
Şiirdeki aşk da bana böyle geliyor. Gürültülü, gösterişli, herkesin görebileceği bir aşk değil bu. Daha çok insanın içinde sessizce büyüyen, adını koyamadığı bir yakınlık… Bazen bir insanı seversiniz ama aslında onun size hatırlattığı bir şeyi seviyorsunuzdur: çocukluğunuzu, gençliğinizi, kaybettiğiniz bir zamanı, bir şehri, bir kokuyu, bir yağmur akşamını…
Belki aşkın en büyük sırrı da burada saklıdır.
İnsan bazen bir başkasında kendinden kaybettiği bir parçayı bulur.
Sonra o insan gider.
Bulduğunuz parça sizde kalır.
Şiirin bende bıraktığı en güçlü duygu ise “sır” duygusu. Çünkü insanın en gerçek tarafı, kimseye anlatmadığı tarafıdır. Herkesin bildiği hayatımız başka, geceleri kendi kendimize kaldığımızda yaşadığımız hayat başkadır. İnsan kalabalıkların içinde yüzünü taşır; yalnızlığında ise ruhunu.
Belki de şiir bu yüzden insanı kendisine döndürüyor.
Bir an durup kendi içimize bakıyoruz.
Orada hâlâ yağmur altında yürüyen bir çocuk görüyoruz. Bir şehrin dar sokağında kaybolmuş gençliğimizi görüyoruz. Söyleyemediğimiz sözleri, yarım bıraktığımız aşkları, geri dönmediğimiz yolları görüyoruz.
Anlıyoruz ki bazı şehirlerden ayrılmak mümkündür ama bazı şehirler insandan hiç ayrılmaz.
Kayseri’den ayrılan biri Kayseri’yi geride bırakabilir mi mesela?
Bir sokak, bir taş duvar, eski bir dükkân, çocukluğumuzun geçtiği bir ev… Hepsi insanın hafızasında yaşamaya devam eder. Zaman geçer, insanlar değişir, şehir değişir; ama insanın içinde taşıdığı şehir aynı kalır.
Belki de yaş almak biraz da budur.
Geçmişin çoğalması…
Gidilen yolların, kaybedilen insanların, yarım kalan cümlelerin insanın içinde birikmesi.
Sonra bir şiir çıkar karşınıza.
Birkaç dize okursunuz.
Yıllardır kapalı duran bir kapı açılır içinizde.
İşte İdiller Gazeli bana o kapıyı açtı.
Şunu düşündürdü:
İnsan, hayat boyunca kendisini arıyor. Bazen bir şehirde, bazen bir insanda, bazen bir şiirde…
Belki de bütün mesele, sonunda kendimizi bulduğumuzda, içimizde hâlâ sevecek kadar çocuk kalabilmek.
Çünkü büyümek kaçınılmazdır.
İnsanın içinde çocukluğunu koruması bir seçimdir.
Galiba en çok o seçimi seviyorum.

İlgili Haberler